Sizi arayalım, ihtiyaçlarınızı birlikte netleştirelim

Ekibimiz sizi en kısa sürede arar ve süreç için en uygun çözümü birlikte planlar.

Enflasyon nasıl düşer?

Enflasyon, Güven Krizi ve Carry Trade: Türkiye Ekonomisinde Asıl Sorun Nerede?

Bir merkez bankası için en yıkıcı tablo yüksek enflasyon değil, yönsüzlüktür. Çünkü fiyat artışları faizle baskılanabilir; fakat belirsizlik yerleşirse beklentiler dağılır ve para politikası etkisini kaybeder.

Bugün Türkiye’de tartışmamız gereken konu yalnızca enflasyon oranı değil, politika çerçevesinin netliği ve inandırıcılığıdır.


Enflasyon Gerçekte Nasıl Düşer?

Dünyada enflasyonu kalıcı biçimde düşüren ülkelerin ortak özellikleri vardır. Bu başarı, tek bir faiz kararıyla değil; bütüncül bir çerçeveyle elde edilir.

1. Net ve tek bir referans oran belirlenir

Başarılı merkez bankaları piyasaya tek bir yön gösterir. ABD’de Federal Reserve %2’lik hedefini açık biçimde savunur. Avrupa Merkez Bankası da benzer şekilde %2’yi çıpa olarak kullanır. Hedef değişebilir; ancak aynı anda birden fazla referans oran dolaşımda bırakılmaz.

Bir ekonomide farklı oranlar aynı anda “hedef”, “ara hedef” ve “tahmin” olarak sunuluyorsa, piyasalar hangisini esas alacağını bilemez. Bu durum teknik değil, doğrudan güven sorunudur.

2. Para politikası siyasi takvimden ayrılır

Enflasyonla mücadele sabır ve kararlılık gerektirir. ABD’de 1980’lerde uygulanan sıkı politika bunun en bilinen örneğidir. Kısa vadeli büyüme kaygısı yerine fiyat istikrarı önceliklendirilmiştir.

3. Maliye politikası para politikasını destekler

Faiz artırırken kamu harcamalarının hızla genişlemesi, verilen mesajı zayıflatır. Enflasyonla mücadele ancak para ve maliye politikası aynı yönde ilerlediğinde sonuç verir.

4. İletişim tutarlı olur

Piyasa aktörleri karmaşık modellerden çok basit sorular sorar: “Merkez bankası neyi hedefliyor?” ve “Bu hedefe ulaşmak için kararlı mı?” Bu soruların cevabı net değilse, faiz oranının seviyesi ikincil kalır.


Türkiye’de Çerçeve Neden Tartışmalı?

Türkiye’de uzun süredir resmî hedef %5 olarak açıklanıyor. Ancak uygulamada bu oran yıllık bir hedef gibi değil, uzak bir perspektif gibi sunuluyor.

Buna ek olarak orta vadeli oranlar, tahmin aralıkları ve ara hedefler kamuoyuyla paylaşılıyor. Örneğin 2026 yılı için açıklanan tahmin bandı %15–21 aralığına yükselmiş durumda. Buna karşın ara hedef %16 seviyesinde tutuluyor.

Bu tablo doğal olarak şu soruyu doğuruyor:

  • Piyasa hangi oranı esas almalı?
  • Alt bant mı, orta nokta mı, yoksa üst bant mı referans kabul edilmeli?

Bir merkez bankası için en kritik unsur, beklentileri sabitleyebilmektir. Eğer beklentiler dağılırsa risk primi yükselir, borçlanma maliyetleri artar ve para politikasının etkinliği azalır.


Pandemi Sürecinde Yapılan Tercihler

Pandemi döneminde gelişmiş ülkeler başlangıçta genişleyici politikalar uyguladı. Ancak enflasyon kalıcı hale geldiğinde hızla sıkılaşma sürecine girdiler.

Türkiye’de ise farklı bir yol izlendi:

  • Enflasyon yükselirken faiz indirimleri yapıldı.
  • Kredi genişlemesi hızlandırıldı.
  • Kur istikrarı idari araçlarla korunmaya çalışıldı.

Bu yaklaşım kısa vadede büyümeyi desteklese de orta vadede fiyatlama davranışını bozdu. Enflasyon beklentileri yukarı yerleşti. Kur geçişkenliği arttı. Güven zayıfladı.

Enflasyon bir kez davranışlara yerleştiğinde, politika değişimi gecikmeli ve daha maliyetli olur.


Carry Trade ve Kırılganlık Riski

Yüksek faiz ortamı, kısa vadeli sermayeyi cezbedebilir. Düşük faizli ülkeden borçlanıp yüksek faizli piyasaya yatırım yapmak “carry trade” olarak bilinir.

Bu mekanizma geçici rahatlama sağlar:

  • Döviz girişi artar.
  • Kur baskısı azalır.
  • Rezerv görünümü iyileşir.

Ancak bu fonlar uzun vadeli yatırım değildir. Küresel risk iştahı azaldığında veya içeride politika güveni zedelendiğinde çıkış hızlı olur. Çıkış başladığında ise kur ve risk primi birlikte yükselir.

Yapısal reformlar yapılmadan yalnızca faiz farkıyla sermaye çekmek, kırılganlığı azaltmaz; erteler.


Sonuç: Sorun Orandan Çok İnandırıcılık

Enflasyonla mücadelede belirleyici olan faiz seviyesi değil, hedefin inandırıcılığıdır. Hedef net, gerçekçi ve diğer açıklamalarla uyumlu olmalıdır.

Bir merkez bankası kendi çerçevesi içinde tutarlı değilse, piyasanın enflasyonun düşeceğine güçlü biçimde inanmasını beklemek zordur.

Ekonomide güven kaybı başladığında, maliyet sadece enflasyon değildir. Artan risk primi, yükselen finansman gideri ve azalan yatırım iştahı uzun vadeli büyümeyi de baskılar.

Bu nedenle mesele yalnızca enflasyon oranı değildir. Asıl mesele, para politikasının yeniden güçlü ve net bir referans noktası oluşturup oluşturamayacağıdır.

Paylaş: