Enflasyon ve Yüksek Faiz Dönemlerinde Nakit Akış Yönetimi: Kârlılık Yetmez, Nakit Lazım
Günümüzde firmalar için en büyük yanılgılardan biri şudur: “Kâr ediyorsak sorun yok.”
Oysa finans literatürünün en temel gerçeklerinden biri şudur:
Bir firma kârlı olduğu hâlde batabilir.
Ama nakdi olan bir firma, geçici zararları yönetebilir.
Enflasyonun yükseldiği, faiz oranlarının arttığı ve borçlanma maliyetlerinin ciddi şekilde yukarı çıktığı dönemlerde firmaların öz kaynak gücü ve nakit akış yönetimi kritik bir stratejik avantaja dönüşür. Çünkü artık finansmana erişim kolay değildir; ucuz ise hiç değildir.
Bu yazıda nakit akış yönetiminin neden hayati olduğunu, hangi hataların firmaları zorladığını ve güçlü nakit yönetiminin nasıl bir rekabet avantajına dönüştüğünü ele alacağız.
1. Kârlılık ile nakit aynı şey değildir
Muhasebe kârı ile nakit akışı arasındaki fark çoğu zaman gözden kaçar.
Örnek:
- 1.000.000 TL satış yaptınız.
- %20 kâr marjınız var.
- 200.000 TL kâr yazdınız.
Ancak tüm satışlarınızı 120 gün vadeli yaptığınızı düşünün. Bu durumda:
- Gelir tablonuzda kârlısınız.
- Ama kasanıza henüz 1 TL bile girmemiştir.
Bu süreçte;
- Personel maaşları,
- Kira giderleri,
- Hammadde ödemeleri,
- Vergi yükümlülükleri,
- Faiz giderleri
nakit olarak ödenmek zorundadır.
İşte burada kritik soru şudur: Kâr yazmak mı daha önemlidir, yoksa o kârın nakde dönüşme süresi mi?
Yüksek enflasyon ortamında bu süre uzadıkça kârlılık reel olarak erir.
2. Enflasyonun sessiz etkisi: çalışma sermayesi tuzakları
Enflasyon yalnızca fiyatları artırmaz; işletme sermayesi ihtiyacını da büyütür.
Örneğin, geçen yıl 10 milyon TL ciro yapan bir firma, aynı fiziksel satış miktarını koruyarak bu yıl 20 milyon TL ciro yapabilir (sadece fiyat artışı nedeniyle).
Peki sonuç?
- Stok maliyeti ikiye katlanır.
- Ticari alacak bakiyesi büyür.
- Daha fazla işletme sermayesi gerekir.
Yani satış büyürken nakit ihtiyacı daha hızlı büyür. Birçok firma burada şu hataya düşer:
“Satışımız arttı, demek ki büyüyoruz.”
Oysa gerçekte;
- Daha fazla nakit bağlamış olabilir,
- Daha fazla finansman ihtiyacı doğmuş olabilir,
- Daha yüksek faiz yükü altına girmiş olabilir.
Bu durum literatürde “büyümenin nakit tüketmesi” olarak tanımlanır. Evet, bazen büyümek nakit yakar.
3. Faiz artışı ve borçlanma maliyeti: görünmeyen risk
Faiz oranları yükseldiğinde borç sadece pahalı hâle gelmez, aynı zamanda nakit akışını da baskılar.
Örneğin 10 milyon TL işletme kredisi kullanan bir firma düşünelim:
- %15 faiz ortamında yıllık faiz yükü: 1.500.000 TL
- %40 faiz ortamında yıllık faiz yükü: 4.000.000 TL
- Aradaki fark: 2.500.000 TL
Bu fark doğrudan nakit akışını eritir. Üstelik bu tutar bilançoda görünür; ancak asıl etkisi nakit akış tablosunda hissedilir.
İşte bu nedenle güçlü öz kaynak yapısına sahip firmalar kriz dönemlerinde daha dayanıklıdır.
- Daha az borçlanırlar.
- Faiz şoklarından daha az etkilenirler.
- Pazarlık güçleri daha yüksektir.
4. Nakit dönüşüm süresi: en kritik gösterge
Bir firmanın finansal sağlığını ölçmek için en önemli göstergelerden biri nakit dönüşüm süresi (Cash Conversion Cycle – CCC)’dir.
Formül:
Stokta kalma süresi + alacak tahsil süresi – tedarikçi ödeme süresi
Bu süre ne kadar uzunsa, firma o kadar fazla nakdi işletme içinde bağlamış demektir.
Örnek:
- Stok: 60 gün (stok bekleme süresi)
- Tahsilat: 90 gün (alacak tahsil süresi)
- Tedarikçi ödeme: 30 gün (borç ödeme süresi)
CCC = 60 + 90 – 30 = 120 gün
Bu firma 120 gün boyunca sistemi kendi nakdiyle finanse ediyor demektir.
Tahsilat süresi 90 günden 60 güne düşerse:
CCC = 60 + 60 – 30 = 90 gün
30 günlük nakit serbest kalır. Bu, ciroya bağlı olarak milyonlarca TL’lik finansman avantajı yaratabilir.
“Sadece tahsilatı hızlandırarak bu kadar etki mi yaratıyoruz?”
Evet. Nakit akış yönetimi bazen kredi bulmaktan daha etkilidir.
5. Kârlı ama nakit üretemeyen firmalar
Şirketlerin batış hikâyelerinde sık görülen ortak bir nokta vardır:
- Yüksek ciro
- Artan satışlar
- Kârlı bilançolar
- Ancak zayıf nakit akışı
Sebep genellikle şudur:
- Aşırı vadeli satış politikası
- Kontrolsüz stok artışı
- Zayıf tahsilat disiplini
- Finansal planlama eksikliği
Nakit akış projeksiyonu yapmayan bir firma, karanlıkta ilerleyen bir gemiye benzer. Bugün sorun yok gibi görünür; ancak üç ay sonra likidite krizi kapıyı çalabilir.
6. Güçlü nakit yönetimi ne sağlar?
Sağlıklı bir nakit yönetimi firmaya şu avantajları sağlar:
- Kriz dönemlerinde dayanıklılık
- Tedarikçilere karşı pazarlık gücü
- Erken ödeme iskonto avantajı
- Yatırım fırsatlarını değerlendirme esnekliği
- Bankalara karşı güçlü kredi profili
En önemlisi şudur:
Nakit güçlü olduğunda kararlar panikle değil, stratejiyle alınır.
Ama ancak ayakta kalabilirsen kârlı olabilirsin.
Sonuç: Yeni dönemin gerçeği
- Eskiden büyüme öncelikliydi. Şimdi ise likidite.
- Eskiden kredi bulmak kolaydı. Şimdi pahalı ve sınırlı.
- Eskiden satış artışı başarıydı. Şimdi satışın nakde dönüşme hızı başarıdır.
Kâr şirketi zengin gösterir.
Nakit ise şirketi ayakta tutar.
Enflasyonist ekonomilerde ayakta kalmak, büyümekten daha değerlidir. Firmalar kârsızlıktan değil, nakitsizlikten iflas eder.